18 Kasım 2014 Salı

amigurumiye başladım

Evet sayın okuyucularım ve izleyici adaylarım ben tığ marifeti ile yapılan oyuncak örme işine başladım. Başladığım günden beri büyük bir iştahla devam ediyorum. Ne yapsam ne etsem diye sürekli araştırıyorum, hocamdan yardım alıyorum sağolsun. İnsan sevdiği işi yapmalı lafı çok doğru yeni yeni karakterler üretmek çok eğlenceli... Zaman yetmiyor sanki keşke daha önce başlasaydım diye hayıflandığım çok oldu. Yavaş yavaş maddi olarakda bişeyler katmaya başladı önemli kısmı bu olsa gerek çünkü daha öncede örüyordum dolaplar doluyordu sadece kullanmadığım şeyleri bile yaptım. Şuan satış aşamasına geldim. Çok heyecanlıyım bir sürü şey yapmak istiyorum işin içine girdikçe sınırsız bir dünya olduğunu gördüm örgüden neler neler yapılıyor inanamazsınız aklınıza gelebilecek herşeyi hayata geçirmek mümkün, adeta ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Sizlere de tavsiye ediyorum böyle bir uğraşınız olsun zaman nasıl çabuk geçecek sizde şaşıracaksınız, benim zaten bi dünya işim var demeyin kendinizi rehabilite etmek için kısa zaman dilimleri oluşturmalısınız. Rahatlatıcı etkisini görecek kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Şimdi size yaptığım çalışmalardan örnekler göstereceğim...






































7 Haziran 2013 Cuma

Yapılan herşey birkaç ağaç için de olmalı...


              Olayların başlangıcı beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Çünkü ben de bir doğa aşığıyım, ağaçların kesilmesi beni her zaman mutsuz eder, apartmanımda da yaşandı ve çok çemkirmişliğim var bu yüzden komşularıma. Bugün içine girmeyi hiç akıl edemediğim gezi parkını gördüm o ağaçları o boya getirene kadar bayağı bir emek sarfedilmiş ben hesapsızca kesilen ağaçların durumuyla insanları öldürmeyi eş değer görüyorum, çünkü ikisinin meydana gelmesi uzun zaman alıyor ve çok emek sarfediyorsun. Keşke birkaç ağaç yüzünden neler yaptı demese insanlar... İnsanları anlamakta mümkün onlar için de bardağı taşıran son damla oldu bu olay ve reaksiyon gösterdiler. Ben gösterilen reaksiyon için çok memnunum ama karşılığında hattinden fazla şiddet uygulandığını düşünüyorum. Ve insanları sokağa döken de bu kontrolsüz şiddet oldu kanaatimce, biz aynı milletin insanlarıyız harbe gider gibi insanlara eza etmeye ne gerek var, polis insanlara izin verdiğinde gösterilerini yapmaları için herşeyin normal koşullar altında geliştiğini görebiliyoruz. Eğri oturup doğru konuşmak lazım, insanların haklarını aramalarından yanayım, uzun yıllardır böyle bir eylem böyle bir birlik-herkes aynı şeyi düşünmesede- beraberlik görmemiştik. Gençlerimizin böyle durumlarda birlik olmadığını düşününlere ders oldu. Fakat şunu da unutmamak gerekir, yapılmak istenenler gerekli mercilere aksettirilmişse ve biz bu durumdan ekonomik boyutlarda zarar görmeye başlamışsak tadında bırakmanın gerektiğini düşünüyorum. Kimler okur benim yazımı aynı görüşte olur yada olmaz bilinmez ama şu bi gerçek ki Poliste bizim insanımız aldıkları emirleri uyguluyorlar belki aşırı belki dozunda kurallar çerçevesinde hareket      
edildiğinde kimse zarar görmüyor. Provakasyonlar habis niyetli insanlar olayları başka boyutlara taşıyabiliyor. Hoş olmayan manzaralar doğabiliyor. Biz reaksiyon gösteriyoruz yine faturayı biz ödüyoruz. 
               İyi niyetli insanlara yakışmayacak ağza alınmayacak sözler sarfediliyor, bunlar paylaşılıyor yayılıyor. Biz herzaman olduğu gibi vur deyince öldürüyoruz. Peki yapılan hizmetler arasında hiç mi iyi işler yok. Bu işlere vesile olan insanları neden yok etmeye çalışıyoruz. Arkadaşım bu insanlar şunları şunları yaptı ama şöyle yapmasaydı, şu hareketi yanlış bu böyle olmamalıydı dense daha hafif bir üslup olmaz mı? Olaylar olana kadar son birkaç hafta içinde gıyabında konuştuğum kişi de çok vahim sözler sarfetmiştir. Fakat neden söylenenlere karşı on misliyle hakaretler yağdırılıyor. Zaten iyi bir davranış sergilenmiyor, buna karşı on misliyle karşılık vermek dağa taşa yazmak dünyaya hakaret dolu afişlerle yaymak ne derece doğru... Yapılan bir yanlış var, boşuna dememişler yiğidi öldür ama hakkını yeme diye. Neden hakikatli olamıyoruz. Biz herzaman sevdiğimiz insanlarla mı biraradayız birarada yaşama gayreti gösteriyorsak bu gibi insanlarla bu azmi neden devam ettirmiyoruz. Belki doğru düşünüyorum belki yanlış ama kendimizi dünyaya rezil etmekte üstümüze yok. Birde dış basında Türk baharı gibi başlıklar lanse ediliyor. Kendi görüşümdür cahil olduğunu düşündüğüm ortadoğu memleketleriyle aynı muameleye maruz kalıyoruz. 
                Bizler koyun olmadığımızı herşeye boyun eğmediğimizi uyumadığımızı kimimiz meydanlarda gösterdi  kimimiz sandıkta gösterecek. İnsanların değerlerine hakaret edilmeden makul bir yönetim anlayışı içinde olur inşallah bundan sonra yöneticilerimiz, bizim için yapılan hizmetleri bize daha iyi anlatır bizim istediklerimizi ya da istemediklerimizi kavrar ve projeler ona göre düzenlenir. Diğer bir deyişle halk için halka rağmen işler yapılmaz. Halkın değerlerine saygı gösterilir. Yöneticilerimiz bu yola özgürlükler adına çıktılar fakat birilerinin özgürlüğünün kısıtlandığı yerde optimal bir özgürlükten bahsedemeyiz. Konuşmayı bilmiyorsak o zaman konuşmamak en doğrusu olur. Kimse yiğitliğinden ödün verip geri adım atmıyorsa bari hiç çirkin sözler sarfedilmese... Allah'ın izniyle olması gerekenler bu olay sayesinde anlaşılır ve çözüme bağlanır. Başka türlüsü bizi 10 yıl geriye götürmekten başka bir işe yaramaz. İletişim çağı içerisinde olduğumuz şu yıllarda umarım acemice ve hoyratça insanlara acılar çektiren darbe yıllarına dönmeyiz. Benim temennim herşeyin en doğru şekilde yapılmasından yanadır. Yanlışlar fark edilir ve bu yanlışlardan dönülürse kazanan bizler oluruz. Güneşli güzel günler sevgili ülkem.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

DÜRÜSTLÜK ÇOK GÜZEL BİR OLGU TÜRKİYE!!!!

İnsanlar isyanlarda gelmişi de böyle geçmişi de böyle... Dürüstlük sorunumuzun kökeni, dürüstlük sorun gibi algılanmasın dürüst değiliz. İlişkilerimizde bile en küçük şey için yalan söylüyoruz, çocuklarımızı yalanlarla avutuyoruz, yalanlarla yetiştiriyoruz. Ticaretimiz yalan dolan üzerine kurulu  yurt dışından gelen ülke vatandaşları bile yalan üzerine kurulmuş bu düzene ayak uyduruyor. Neden torpilsiz, iltimassız, yalansız neden olmuyor. İnsanlar mı bu yolun kilometrelerini asfaltlıyorlar, yoksa devlet mi buna mecbur ediyor. Bir dengesizlik var tamah mı ediyoruz anlamadım. Parayı gören insanlar daha çok paraları ceplerinde kalsın diye uğraşıyorlar bu bir gerçek. Devlet için çok acımasız çok para istiyor diyorlar, haraç kestiğini iddia edenler duydum... Bu durumda devlet daha daha daha çok almak istiyor ( ki alacaklarını tahsil edememesi buna yol açıyor) insanlar daha daha daha çok kaçırma yoluna gidiyor. Devlet te istediği etkinliği gösteremiyor, vatandaş mağdur. Sigorta lütfunda bulunmuşsa işveren devletin yükünü sosyal güvenliği olan vatandaş kaldırıyor. Çok yazık, artık dürüst olmanın isteklerde makul olmanın, almadan verebilmenin zamanı gelmedi mi? Ah etmek olmasın hayatımızda. Biri refah içinde yaşarken biri sürünmesin. Düşünseniz ze torpil yok iltimas yok yalan yok çarklar muhteşem bir hızla işler, herkes mutlu olur, bence böyle sizce....

3 Mayıs 2012 Perşembe

Ah istanbul ah....

Modern şehrin içine sıkışmış tarih. Bu şehir kendine has özellikleri, yapısı, mimarisi, inanışları ve insanları ile mistik bir şehirdir ezelden beri... Modernize olmuş ayak uydurmuş gibi gözükse de her köşesinde tarih sıkışmış olduğu yeni binaların arasında bize göz kırpmakta... bu tanımlara uyabilen nadir şehirlerden biri olan İstanbul'u ben söylemesem bile anımsamışsınızdır. Batılılaşma uğruna büyük bir zaman diliminde tarihi terk edilmiş bir şehirdir. Yapılarına hayran hayran bakmanız olası. Bu yapılara uymayan yeni dönem mimarisi ile de şaşırtıcı akıllara kazınan klasik görüntüsüne ihanet edercesine sağından solundan düzensiz binalar ve seneler önce gelişmiş saydığımız ülkelerin yapımından vazgeçtiği beton yığınları yükselmekte. Eski dönemde yaşamış zenginlik sahibi insanlar aynı zamanda zevk sahibilermiş. Bugüne gelebilen eserler ne kadar zenginliğin en büyük örnekleri olsa da günümüzde yapılması olanaksız değil. Sanat akımlarının en güzel örnekleri sergileniyor hala. Günümüzde ise  sanat akımına mensup ne mimarları ne de mimari eserleri görebiliyoruz. Eskide kalmış  gibi gözüküyor. Dışarıdan baktığınızda insanın gönlünü fetheden içine girdiğinizde ise başka bir dünyada imişsiniz hissini yaratan "bina demek haksızlık olur" başlı başına ölümsüz eserlerdir. Günümüzde betonun ve çeliğin esir aldığı mimari inşallah azda olsa yerini sanata da bırakır. Gözümüzün gönlümüzün huzur bulduğu yapılar yapılmaya devam eder. İnsan emeği olan el emeği göz nuru işlemeler tekrar binalarımızda boy gösterir. İstanbul bir kız ise türlü işlemeler ve motiflere sahip mimarilerde onun elbisesidir. İstanbul'u çıplak bırakmaya kimsenin hakkı yoktur. İstanbul'un elbisesi zevkli yapıları iken saçları ise yavaş yavaş yok edilen bağlar bahçeler parklar ve ormanlardır. Elbisesi alınmış ve saçları kesilmiş bir kız güzelliğinden sağlığından çok şey kaybetmiş demektir. İstanbul siluetinde yabancı olduğumuz görüntüler kapitalizme yenik düşmenin verdiği edayla yükselirken, yeşil alanlarımız ciğerlerimiz katledilmeye devam ediliyor. Boğaz manzarasını en iyi yerden görebilme amacıyla yapılan bu binalar boğaza has olan orman ve deniz havasının birleştiği eşsiz yer olma özelliğini yavaş yavaş yok ediyor. Gelecek yıllarda özelliğini yitirmiş bir yaşam alanı bizi bekliyor. Bütün dinlerden mensubu ve yapıları olan bu şehir aynı özelliğini gelecek yıllarda da devam ettirebilmesi için modernizim zannedilen uzun binalar, ülke ekonomisini ve toplum sağlığını riske atabilen araçlar vs gibi özellikler bizi yok etmeden fayda zarar kavramına göre kullanılmalı. Düşünmek ve doğru karar vermek gerekir . İstanbul'un insanları yuttuğu söylentileri vardır, bu gidişle insanlar İstanbul'u yutacak karar sizin...                                                                                                                                                           AZİME MEHTAP ALTUN
                                                             

13 Nisan 2012 Cuma

Koşarken Dinlen...

Hep bir uğraş bir çaba içindeyim, pes etmiyorum, devam devam devam.... ama bir de bakıyorsunuz ki ulaşmaya çalıştığınız yeri ya iyi hedefleyememişsiniz ya da bambaşka bir yerdesiniz, en bilineni bir arpa boyu yol almamak. Kesinlikle ulaştığımız yerin tek sahibi zirvedeki isim oluveriyorsunuz, çünkü kazandığınız bişeyler var hayat ve koşullar sizi eşsiz bir noktaya getiriyor. Haliyle kendinize has bir yolda kendinize özel bir yere ulaşmışsınız. Doyum önemli bir mevzu hele ki yetinmek eğer bulunduğunuz yeri beğenmiyor başka başka özellikler katarak ilerliyorsunuz... dikkat edin zaman ilerliyor, eğer yetinmiyorsak bence nereye gidersek gidelim ne yaparsak yapalım bizi hiçbirşey memnun etmeyecektir. Memnuniyetsizlik sebepsiz değildir kesinlikle, ama olduğun yeri durumu iyi kavramak kabullenmek de insanları daha sağlıklı düşünmeye yöneltebilir. Eminim o zaman hayat daha güzel olacak. Varmak istediği yere varıpta yine şikayet etmek birşeylerin ters gittiğini yada insanın doyumsuzluğunun boyutlarının nerelere vardığını gösterir. Anlayacağınız varmak istediğiniz noktaya madde için gidiyorsanız doyuma ulaşmak için bir süre sonra maddeninde yetersiz olduğunu göreceksiniz. Burda tabi ilk akla gelen neye göre kime göre yargısıdır. Görecelilik... Bulunduğunuz ortamı, şartları, koşulları, zamanı göz önüne alıp bir kez daha düşünmek gerek. Yetinmeyi mi bilmiyorsunuz, yoksa doyumsuz musunuz?

16 Mart 2012 Cuma

Uzay Çağı

Arkadaşlar eskiden derlerdi ya uzay çağına gelecez geldik diye biz ne zaman uzay çağını göreceğiz diye bir merak içerisindeyim... Duymuşsunuzdur insanlar taşıtları ile  uçarak yolculuk yapacak, haplarla beslenecekler, ışınlanacaklar, daha aydın olacak herkes vs. vs. vs. diye uzarrrrrr gjder. Bu söylenenler tabiki olmadı ama insan düşününce neden olmadığı gelişemediği konusunda az çok fikir sahibi olabiliyor. Fiziki ilerlemenin gözle görülür boyutlara ulaşması öncelikle ahlaki ilerleme ile oluyor bence, çünkü insanlar hala kıskançlar, hala torpil gibi şeylerle uğraşıyorlar, hak yeniyor, üstün güç olma gibi saçma sapan düşüncelere sahipler... Herşey tükenmek üzere sınırsız ihtiyaçlarımız sınırlı kaynaklarımızı tüketiyor, tükenmeyeceğini sandığımız hava su doğal kaynaklar bile bizim hırslarımıza yenik düşmek üzere... Bir altın, petroldür tutturmuşuz gidiyoruz. Bunun için insanların hayatlarını harcamayı mübah görüyor, ekosistemimizi bile mahvediyoruz. İnsanlar altın diye birşey icat etmişler ona bir değer vermişler, para mesela kağıt parçası aslında bir değeri yok ama biz ona öyle anlamlar yüklüyoruz ki herşeyin üstüne çıkıyor. İnsani değerlere aldırış eden yok tamam maddiyatımız var olmalı gerektiği kadar ama birbirimizi yok etme derecesine gelecek kadar da olmamalı bu anlamsızlık. Nefes alacak bir hayatımız yok artık, bir yarış var biz bu yarışta kendimize yeni imkanlar kazandırmak isterken kendimizi kaybediyoruz. Bi tarafı yıkarak bir tarafı yaparak olmamalı yapacaklarımız. Eşit olmalı ah ettirmemeli bu hayatın dengesizliği. Dengesizlik var kendi dengelerini oluşturmaya çalışanlar farkında olmadan hem kendi hayatlarında hem de başkalarının hayatlarında bir çöküş bir erezyon yaratıyorlar. İnandıklarımızın ne kadar doğru olduğunu bize neler kazandırıp ya da kaybettirdiğini bir düşünmeliyiz... Bu yüzden biz uzay çağı dedikleri ..... ları göremeyeceğiz, ne demişler ağlayanın malı gülene hayretmez.     AZİME MEHTAP ALTUN

8 Mart 2012 Perşembe

MÜMKÜN

Sizce doğru mudur susmak en büyük haksızlıklara verilen en güzel cevap mıdır? Yada erdem midir? Bastırılmak mı isteniyoruz yoksa bunun için mi dilimize empoze edilmiş. Bence doğruluğu tartışılır bunların. Karşımızdakiler olayları olmadık çıkmazlara sürüklediklerinde uğraşmanın gereği olmadığını düşünür susarım. Onun da başına gelecek der susarım. Ama nereye kadar karşımızdakiler bizi ne kadar iyimser ve herşeye dayanma sınırı yüksek biri olarak görse de itiraf ediyorum bende bir insanım ve haksızlık olarak gördüğüm hareketlere bende bir yere kadar dayanabilirim. Bu elektrik yüklemeleri benimde adaptörümü birgün patlacak ki zaten topyekün olarak zamanın birinde bana olumsuz ve anlamsız bir şekilde geri dönüyor. Herkes kendine göre haklıdır felsefesiyle hareket ederek bir yere varamıyoruz. Birbirimizi anlayarak sarfetmiyoruz tümcelerimizi düşünmeden ve hoyratça harcıyoruz ilişkilerimizi .Bakın işte haksızlık doğuyor bu aşamada. Susuyoruz ve haksızlığa boyun eyiyoruz. Bunu yapmak bize ne kazandırıyor? Duyar gibi oluyorum sözlerinizi daha büyük olaylara mahal vermemek için ve olgunluk göstererek büyüklük bizde kalsın diyorsunuz. Peki bunun çözümü nedir? Ben buldum aslında tartışarak. Tartışmak nedir peki. İnsanların birbirleriyle kavga etmesi gibi algılansada günümüzde aslında dozunda olduğu zaman bütün olumsuzlukların ortadan kalkması demek. İnsanların biribirlerini anlaması demek. Yapılan hataların farkına varılması ve bir daha yapılmaması demek. Kısacası huzur ortamının inşası demek. Peki bu mümkün mü. Evet maddi olarak mümkün olmayabilir elimizde ki imkanlar dahilinde mümkün bence. Herkesin bu dünyada bulunduğu süre içerisinde tek olmadığının farkına varması gerekli. İşte o zaman imtahan dünyası denen şu alemde kötü notların alındığı sınavlar daha az olabilir. Mutlu olabiliriz. Sadace biz değil diğer bütün insanlar da hayatta olmaktan mutlu olabilir. Bazen en ufak hatalarımız bile diğer insanlara yayılıyor ve algısı bozuk insanlar ordusu yaratabiliyoruz. Bencil olmamalı unutmamalı bizden başka canlı varlıklar tespit edilmedi olması da mümkün görünmüyor en azından birkaç milyon yıl içinde de olmadı. Daha güzele ulaşmak bizim elimizde birbirimize mecburuz kendimizi düşündüğümüz kadar doğrular çerçevesinde diğerlerinide düşünürsek eminim yaşamayı seven bir çok kişi kazanırız. Herşey insan denen şu varlığın elinde etrafımızda yaşananlara bakarsak herşeyin kaynağı insan. Bir insan davranışlarında düzelmeye giderse bu yayılır bütün dünyaya. Düşünsenizze o zaman ben değil biz oluruz mutlu oluruz. Ne haksızlık yapan olur ortada nede haksızlık.